24 Haziran 2009 Çarşamba

ilk hafta

ilk haftamin sonunda sadece 4 gun calistim. toplamda 30 saat. baya guzel bir sayi aslinda zaten bu hafta imanimi gevretiyorlar yorucu baya. ilk 2 gunden 25 saati buldum umarim boyle giderde eylulde rahat gezerim. normalde calistigim arcade centerlarda amerikalilardan baska kimse calistirmazlarmis bende birkac istisnadan biriyim. menejerlerimle aram iyi giderse is yonunden sorunum olmucak gibi. arcade center denilen seyde ateri salonunun biraz buyugu gibi. kollu oyuncak kapma makinalari ile dolu. yavas yavas da surekli musterilerimle tanismaya basliyorum. benim isimse tam olarak yapabildigim hersey olarak geciyor. makinadaki oyuncaklari dizme makine kontrolu bilet yerlestirme ve herzaman insanlarin gozunun onunde olup onlara yardimci olmak. gunde ortalama 12 saat ayakta oluyorum. off gunumde gidip rahat bir ayakkabi almam sart oldu. amerikada insanlar toprak demekte zorlaniyorlar (gerci rus ve sevgilisi cok super 'torpaak' diyor) ama menejerlerim cok basarili o konuda. en tok sesli turkler gibi 'topraaaaak' diye bir bagiriyor her seferinde memleketten birileri geldi saniyorum. calistigim yer boardwalkun icindeki en kucuk arcade center. birazda o yuzden rahatim. eger insanlar gelirse vakit nasil geciyor anlamiyorum ama kimse yoksa gercekten cok yavas geciyor zaman.
eve gelince 9 turk ve 1 rus kaliyoruz. 2 gune 1de rusun sevgilisi yanci olarak katiliyor. yavas yavas gruplasmalar basladi evde. rahat olanlar ve titiz olanlar gibi. evde yemek ve banyo yapabildigim birde uyuyabildigim surece bence istedikleri kadar gruplasabilirler. eve gelen ilk insan oldugum ve temizligin bi kismini tek basina yaptigim icin birde chris (en buyuk menajer) ile hep ben konustugum icin evde birazcik dedigim oluyor ama insanlar mekani ogrenince forsum kalmicak. zaten ne kadar az turkle takilirsam o kadar iyidir sanki.
yavas yavas ortam olusmaya basladi. boardwalk ta yemek aralarinda calisanlar surekli birbirleriyle tanisma derdinde. sanirim 2 hafta icinde ilk partiyi verenler olucak. umarim davet ediliriz. bizim ev biraz uzak birazda kimseyler konusmayan insanlardan olusuyor. benimde isimde benden baska work and travel ogrencisi yok. umarim bu partileri kacirmam cunku bu evde parti vermek imkansiz.
burdan ruslardan uzak dur diyen tum arkadaslara sesleniyorum. gercekten cabaliyorum ama burda sadece ruslar var. simdilik uzak durma konusunda basariliyim ama partilerde falan onlar baskin taraf olucak. birkac tanesini yanima cekmem lazim sanki.
point pleasant ta hergun yagmur yagiyor. isim kapali mekandada sadece erken kapatiyoruz. ride departmaninda calisanlar yagmur yaginca evlere postalaniyor. 1 hafta icinde sicaklar baslar diyorlar. yagmurdan cokda sikayetci degilim cunku mukemmel bir goruntusu var. ozellikle okyanus tarafindan gelirse izlenmeye ve islanmaya deger bir manzara oluyor. ayrica yagmurda bisiklet surmekte ayri bir keyifliymis. su yasima kadar neden yapmadim bilmiyorum gercekten.
dunde ilk hafta serefine birkac bira ictik. aslinda vodka gibi birsey alalim demistik ama eyalet yasalarinca saat 10dan sonra sadece bira sarap ve sampanya satilirmis. dunde gece 11de gercekten sehrin bir ucundan diger ucuna bisikletle gittik anca bulduk bira satan biryer. bira satan yer dedigimde bar aslinda. abim barin icine birde icki satilan yer acmis. barda filmlerdeki amerikan barlarinin aynisi idi. ismi marvin's bar icerde bilardo masasi var biraz eskimis barin 4 tarafi kapali dovmeli pis bakisli abiler bira iciyor falan. ama adamlarin pis bakislisi bile kibar. birine kapiyi tuttum kendi dilinde tesekkur etti. (tam olarak ne dedigini anlamadimda). en yakin zamanda oraya gidip bir bira icecegim.
birde surekli zencileri soran arkadaslara bir aciklama yapayim. hiphopcu zenciler ve hiphopcu beyazlar, yani hipapcilar hayvan gibi adamlar. insana benzer yerleri yok sevmedim o herifleri. ama zencininde adam gibisi var. yani her zenci harlemden cikma izbandutlar olmuyor. bunuda cumartesi gunu yapilan jazz blues & wine festivalinde anladim. cazci bilader geldi guzel bir muzik ziyafeti verdiler. yagmur yagmasa cok daha super olabilirdi. bir sise de sangria aldim. o kadar sangria denilen adina turkuler yakilan (bakiniz: lou redd perfect day -sangria icin yazilmadi ama icinde geciyor-) icki bildigimiz sirince meyve sarabi cikti. ama tadi cok guzel ona diyecek lafim yok.
sanirim simdilik bu kadar. cok yogun geciyor gunler daha yazamadigim bir suru sey var aslinda. okuyanlara simdiden tesekkurler.
im out
torpaq

17 Haziran 2009 Çarşamba

ilk izlenimler

oncelikle ucustan bahsedeyim. ankara ve Ataturk havaalanlari gercekten cok guzel, en azindan yon bulmasi kolay. paris havaalani (CDG) cok karmasik. ve bu karmasiklik tamamen personelin inatla fransizca konusmasindan kaynaklaniyor. taa istanbul havaalanindaki kadin anlatmasaydi aktarma sirasinda neler yapacagimi buyuk ihtimal ucagi kacirirdim. air france ile ucmakta ayri bir dert surekli fransizca soruyorlar. ama sorun yaratmiyor cunku fransizca ogrenilmesi kolay bir dilmis. kendileri ingilizce bilmiyor ama bana 5 dakikada fransizcayi ogrettiler. ucaklar cok guzel ucmasi cok zevkli. ama turk havayollarindaki huzur air france da yok. air france ile uctuktan sonra turk havayollari ile gurur duydum gercekten. newark liberty airport cok rahat bir havaalani ama uyunacak yer goremedim. cokda aramadim gerci. giderken internatioal filmini izledim. haluk bilgineri gorunce ayrica gururlanip yanimdaki amerikaliya gosterdim. oda o yee cool gibi biseyler dedi. anliyorumki el memleketinde milliyetci olmakta zor. gumrukten cok rahat gectim. haftasonu gumruk rahat oluyor dediler. ufak bir tavsiye.
newarka indikten sonra geceyi gecirmek icin new yorka enistemin yanina gitmeye karar verdim. 2-3 saat kadar surecekti. ama sandigimdan daha konforlu ve bulmasi rahat bir yolculuk oldu. insanlar cok kibar ve yardimci olmak istiyor. en azindan ben oylelerine denk geldim. cok cok gelismis bir metro ve tren sistemleri var. haritalari cok basarili. programa cok iyi uyuyorlar. yanlis trene binmeme ragmen rahat bir sekilde sagsaglam queen/bayside a vardim. uzak dogu gibi bir yerdi. tamamen yabanci insanlarin cogunluklada uzak dogulu insanlarin oturdugu bir mekan. ama rahatsiz edici degildi guzel bir mahalle. ilk aksam memleket hasretine burunup enistemle birde raki ictim ustunede kebap yedimki deyme keyfime. ertesi gun once geldigim yolu teptim 2 saat sonrada 2 saatte point pleasant beache vardim. bu arada trenim new yorktan kalkmadan once 10 dakikaligina times meydanina ciktim. hayatimda boyle kaos gormedim. tekrar gidip daha uzun sure kalmaliyim. herneyse rahat bi tren yolculugundan sonra chris beni karsiladi. tam hayal ettigim gibi bir sehir. ufak huzurlu tamamen bahceli evlerden olusan bir yer. evde simdilik bir rus kiz ile kalcakmisim ev birazda daginikmis. bu bilgileri aldiktan sonra once rus kizdan anahtari almaya gittik. evde 2 tane biyikli insan fazla geldi bana. kizin sari sari biyiklari var resmen. evde biraz daginik dedigi hayatimda gordugum en garip daginiklik. bu evde neler olmus gercekten bilmiyorum. heryer 1 sent ve oyuncaklarla dolu. peluslar falan. 3 televizyon 2 buzdolabi mikro dalga firin normal firin kocaman grill 2 tane kahve makinasi 2 bisiklet falan var. bi kismi calismiyor olsada fazla. 2 gundur chris ile evi temizliyorum. dedigine gore rus kiz gidecekmis sadece turkler olacakmis. ilk basta uzulmustum ama ruslar bulgarlar ve sirplar cok icici tipler burasida huzurlu mahalle oldugundan surekli polisle baslari derde giriyormus. evde sadece turkler olursa sikinti cikmaz gibi gozukuyor. zaman gosterecek tamamen. ilk gece birde natashanin odasindan siyah bir vibrator cikti. ben natasha erkek arkadasi ciglik cigliga kactik. korkunc birsey gercekten. cocuk erkek arkadas olmanin verdigi sorumlulukla cope atti. 2 gundur guluyorum cocuga biraz ayip oldu gibi.
tek basina olmanin sikintisi baslarda arkadasin olmuyor. 2 gundur sikiliyorum. yarin ise basliyorum umarim sikintim gecer. burasi cok guzel bir yer. su anda cok mutluyum. gelmek isteyenleri beklerim. umarim yazabilirim yine.
see ya
torpaq